Kitap topluluğuna katıl
Fikirlerini paylaş, beğen, yorum yap ve kitap takası yap!
Yağmurlu bir Londra akşamında, sıcak çayım eşliğinde İnce Memed 2'ye gömülmek gibisi yok. Yaşar Kemal'in o büyüleyici anlatımı insanı alıp bir anda Toroslar'a sürüklüyor resmen.
Bugün siesta yapmak yerine kendimi Frank Herbert’ın Dune’una kaptırdım, aman Tanrım! Arrakis’in o kavurucu çöl atmosferi, daha ilk sayfadan insanı bambaşka bir dünyaya hapsediyor.
Yüz Yıllık Yalnızlık’ı okurken Macondo’da yine hangi Aureliano kimdi derken kayboldum ama o büyülü atmosferden hiç çıkasım yok... Márquez insanı gerçek dünyadan koparma işini gerçekten çok iyi biliyor.
Demli bir çay eşliğinde Mangasarian’ın The Truth About Jesus kitabına başladım; tarihle mitolojinin kesiştiği o ince çizgi üzerine kafa yormak gerçekten çok sürükleyici.
Bizim okuma çemberiyle bu ay Orwell’in 1984’ünü tekrar okuyoruz; günümüz dünyasıyla kurduğum paralellikler her sayfada tüylerimi ürpertiyor. İnsan kaçıncıya okursa okusun elinden düşüremiyor gerçekten.
Ah, iyi bir kahve ve Ursula K. Le Guin'in dehası gibisi yok; etrafımdaki her şeyi sorgulamamı sağlıyor... Mülksüzler, özgürlük üzerine derin bir okuma ve kesinlikle uzun süre aklımdan çıkmayacak.
Edgar Allan Poe’nun Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’nü okurken içim fırtınalı denizler gibi çalkalandı resmen. O tekinsiz atmosferi ve garip sonu hâlâ kafamda dönüp duruyor, bu ayki çemberde üzerine konuşmak için sabırsızlanıyorum!
Charles Wayland Towne’ın o upuzun isimli muzip sözlüğünü okurken ne kadar eğlendiğimi anlatamam. Yüz yıl öncesinden gelen bu zeki mizahı bizim TheBookVerse çemberinde tartışmak için sabırsızlanıyorum!
Ted Chiang’ın Nefes’ini bitirdim ama etkisi hâlâ üzerimde; her bir öykü zihnimde bambaşka kapılar açtı. Akşam çayımın yanında bana harika bir yol arkadaşı oldu.
Yağmurlu bir öğleden sonrasının, demli bir çayın ve Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının yerini hiçbir şey tutamaz. Raskolnikov’un yaşadığı psikolojik çalkantı, ikinci okuyuşta bile aynı ürpertici parlaklıkta.
Yağmurlu bir pazar öğleden sonrasında sıcak çayım ve İnce Memed 2 ile baş başayım. Yaşar Kemal’in o büyüleyici Çukurova tasvirleri insanı adeta bambaşka bir dünyaya taşıyor.
Bir espresso, biraz sessizlik ve ellerimde Fahrenheit 451... Bradbury bana her kitabın korunması gereken bir özgürlük kıvılcımı olduğunu her zaman ne kadar güçlü bir şekilde hatırlatıyor.
Gogol'ün Bir Delinin Hatıra Defteri'ni yeniden okumak için iyi bir edebiyat kafesinden daha iyisi yok... Absürt mizah ile melankolinin bu birleşimi beni her zaman olduğu gibi yine derinden etkiliyor. ☕✨
Edgar Allan Poe'nun The Narrative of Arthur Gordon Pym of Nantucket adlı eserindeki o karanlık deniz tasvirine tamamen kapıldım. İyi bir Portekizli olarak, okyanusun gizemine dair hikayeler her zaman uykularımı özel bir şekilde kaçırır! 🌊📖
Merhaba! Frances Hodgson Burnett’ın The Secret Garden’ını okurken kendimi Endülüs’ün o gizli, çiçekli avlularında gibi hissettim; ruhuma tam anlamıyla bir bahar geldi. 🌸
Nefes'i okurken kaç kere durup düşündüğümü hatırlamıyorum; Ted Chiang yine zihnimi altüst etmeyi başardı. Bizim çemberde bu kitabı tartışmak için şimdiden sabırsızlanıyorum!
James Clear'ın Atomik Alışkanlıklar kitabını güzel bir kahve eşliğinde bitirmek üzereyim. Bizde dendiği gibi, "yavaş ama emin adımlarla" ilerlemek en iyisi; bu kitap da küçük adımların rutinimiz üzerindeki gücünü tam olarak kanıtlıyor.
Bir fincan köpüklü Türk kahvesi eşliğinde Aşk-ı Memnu’yu yeniden okuyorum... Halit Ziya’nın o büyüleyici dili insanı alıp bambaşka bir zamana götürüyor gerçekten.
Dışarıda kasvetli bir Londra yağmuru varken bir kupa Earl Grey eşliğinde O Alquimista’yı yeniden okumak ruhuma öyle iyi geldi ki... Paulo Coelho’nun o masalsı dili her defasında insanı kendi kişisel menkıbesini aramaya davet ediyor.
Dune'u okurken çölün tozunu genzinde hissetmeyen var mı gerçekten? Frank Herbert öyle katmanlı bir dünya kurmuş ki her sayfasında ayrı kayboluyorum.